Dört Batı ülkesi İran’a yönelik birleşik bir yaklaşım arayışında





18/02/2021 15:29

Fransız diplomasisi, bu ayın 23’ü ulaşmadan önce İran’ın nükleer programı üzerinde çalışmaya geri döndü. Tahran’ın ‘Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin, İran’ın nükleer olmayan bölgelerini ziyaret etmesine olanak tanıyan Ek Protokol’e yönelik yürüttüğü gönüllü iş birliğini son erdirme’ tehdidini mercek altına aldı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın 17 Şubat’ta yaptığı açıklamaya göre Paris, İngiltere ve Almanya dışişleri bakanlarını ağırlıyor. Bakanlar, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in uzaktan katılacağı bir toplantıya katılmak üzere Fransız mevkidaşları Jean-Yves Le Drian’dan davet aldılar. Toplantının, ağırlıklı olarak İran ve Ortadoğu’daki bölgesel güvenliğe yoğunlaşacağı belirtildi. Söz konusu toplantı, 7 gün içerisinde düzenlenen ikinci görüşme olma özelliği taşıyor.

Paris, 17 Şubat akşamına kadar toplantının amacını ve hedeflerini belirtmekten kaçındı. Bununla birlikte Fransa’nın başkentindeki Batı kaynaklarından edinilen bilgiler, Paris’in toplantısının, 2015 yazında nükleer anlaşmayı imzalayan dört taraf arasında ‘oldukça önemli bir vakitte’ yapılan istişareler kapsamında düzenleneceğini gösterdi. Kaynaklara göre toplantı ile iki farklı hedefe ulaşılmaya çalışılıyor. Bu hedeflerin ilki, ‘yeni ABD yönetiminin Tahran ile ilişkilerinde planladığı ve takip ettiği durumların ayrıntılarını yakından tanımak.’ İkincisi ise Atlantik’in iki yakası arasında, ‘Tahran karşısında kolektif olarak bağlı kalınması gereken hatta’, ‘ardı ardına gelen tehditlere’, ‘nükleer taahhütlerine ilişkin artan analizlere’ dair vizyon birleştirme girişimi. Bu girişim kapsamında, son üç adım, yani ‘zenginleştirme seviyesini yüzde 20’ye çıkarma, uranyum metali üretimine başlama ve uluslararası müfettişlerin çalışmalarına kısıtlamalar getirme’ meseleleri de bulunuyor.

Paris’te üç Avrupalının, şu anda Washington ile Tahran arasında devam eden ‘kol bükme’ eyleminde birlik içerisinde kalmaya ve rol oynamaya çalıştığına inananlar var. Bu bağlamda sorulan soru ise şu; İki tarafın ‘öncelikle karşı tarafın adım atmasına’ yönelik tam bağlılığı ışığında ilk adımı ilk kim atmalı? Aynı şekilde nükleer anlaşmayı korumaya yönelik sürekli savunması göz önüne alındığında ve nükleer ihlallerini sürekli kınamasına rağmen Tahran’la temasını sürdürmesi nedeniyle Avrupa’nın arabuluculuk rolü oynamasını isteyenlerin olması kınanacak bir durum olarak görülmüyor. Bu istek, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un iki hafta önce Atlantik Konseyi ile gerçekleştirdiği uzun diyalog sırasında sunduğu ‘hizmet önerisinde’ de görüldü.

Ancak Paris’teki bir diplomatik kaynağa göre 2015 yapısında bir nükleer anlaşmaya dönmek yeterli değil. Zira İran’ın nükleer yeteneklerinin düzeyi, teknolojik bilgi birikimi, balistik programının gelişimi ve Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan gibi alanlardaki bölgesel performansı açısından çok şey değişmiş durumda. Sonuç olarak başta Paris olmak üzere Avrupa başkentleri, Washington’ı nükleerin yedek dosyalarının paralel olarak ele alınmasını sağlayan ‘güvenceleri’ korumaya zorluyor.

Örneğin balistik meseleye ilişkin olarak birkaç gün önce yayınlanan Birleşmiş Milletler (BM) raporu, Tahran’ın ‘insansız hava araçlarının (drone) kapasitelerinin ve mesafelerinin artırılmasına ek olarak uzun menzilli füzelerin geliştirilmesi’ hususunda, geçen yıldan bu yana Kuzey Kore ile iş birliğini canlandırmaya çalıştığını ortaya koydu. Bu nedenle bölge açısından İran’ın balistik programı, zamanla nükleer programdan ‘daha acil’ hale geldi. Bu değişiklikler karşısında Paris, İran ile müzakerelerin çerçevesini Suudi Arabistan ve İsrail de dahil olmak üzere bölgesel tarafları içerecek şekilde genişletmek istediğini açıkladı. Tahran, Paris’in bu önerisini sert bir şekilde karşı çıktı.

Stratejik araştırmacı ve Uluslararası Politik ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü Başkanı Pascal Boniface, 17 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, üç Avrupa ülkesinin ABD-İran müzakereleri başladığında oyunda kalmak istediğini aktardı. “Onlar, Washington’ın ‘diyalogun ikili olmadığını, daha ziyade Avrupa’nın vizyonu ve çıkarlarıyla da ilgili olduğunu ve seslerini duyurmak istediklerini’ anlamasını istiyor” dedi.

Aynı şekilde Paris, Londra ve Berlin ‘birleşik şekilde’ kalmak istiyor. Bu durumun kanıtı da ardı ardına yayınlanan bildiriler. Bu üç Avrupa ülkesini hareket etmeye teşvik eden durum ise Biden yönetimindeki Washington’ın Avrupalıları dinlemeye hazır olması ve kolektif bir yaklaşım istemesi.

Boniface, Avrupalıların önerilerde bulunabilen ve kökten çelişkili pozisyonlar arasında köprü kurabilen ‘kolaylaştırıcı’ bir rol oynamak istediklerini belirtti. Fransız araştırmacı, Tahran’ın amaçladığı kademeli tırmanışın, daha sonra oynayabileceği ‘müzakere belgelerini toplamasına’ olanak sağlayabileceğini dile getirdi. “Çünkü İran’ın hedefi, zayıf bir konuma düşmeden müzakere yapmaktır” ifadesini kullandı.

Geriye kalan kısa süre dikkate alınması ve Rafael Grossi’nin Tahran ziyaretinin olumlu sonuç vermemesi durumunda karşılaşılabilecek durumla ilgili değerlendirmelerde bulunan Paris’teki nükleer meseleyle ilgilenen çevreler çıkış yolunun ‘daha fazla zaman kazanmak’ olabileceğine inanıyor. Söz konusu çevreler ayrıca bunun gibi bir şeyin, (gündem, anlaşmaya geri dönüş adımları ve şekli hususunda doğrudan veya arabuluculuk müzakerelerine başlamadan önce) şartlara ve ayrıntılara girmeden nükleer anlaşmaya geri dönme arzusu hakkında ABD ve İran’dan gelen bir açıklamayla mümkün olabileceğini düşünüyorlar. Aynı şekilde bir başka kesime göre de Washington, Tahran’a uygulanan yaptırımlardan bazılarını tek başına veya benzer bir İran hamlesine paralel olarak kaldırarak, ‘sembolik’ bir iyi niyet tavrı takınma niyetinde olabilir.

Son olarak Washington’ın Tahran’a ‘Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) kredi almasını sağlamak ve Kovid-19 pandemisiyle mücadelesine yardım etmek’ gibi bir jest yapabileceğine inananlar da mevcut.

Boniface’e göre bu olası bir durum. Ancak ‘Washington ile Tahran arasında doğrudan veya arabuluculuk yoluyla ön görüşmelerin çoktan başlamış olduğunu’ doğrulayacak bir konumda değil. Ama aynı zamanda başkent Paris’te, Tahran’ın ABD, Avrupalılar ve diğer taraflardan gelen, Biden yönetimi üzerindeki çoklu baskıyı şiddetlendirdiğine inananlar da var. Bu çevrelere göre Tahran, söz konusu baskıyı şu noktalar için şiddetlendiriyor: ‘Ya ABD yaptırımlarını kaldırın ve nükleer anlaşmanın faydalarından yararlanmak için geri dönmesini sağlar ya da nükleer silah edinme yolunda ilerleyiş devam eder’.

Fransa Cumhurbaşkanı, daha önce ‘İran’ın, nükleer bir bombaya, 2015 anlaşmasının imzalandığı dönemden daha yakın olduğunu’ belirtmişti. Pascal Boniface, Tahran’ın Batılılara İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı gelecek haziran ayını geçmeyen ‘sınırlı bir mühlete’ sahip olduklarını anlatmak istediğine inanıyor. Öyle ki mevcut otorite açısından uygun olabilecek şeyler, sandıklardan çıkan katı bir İran yönetimi tarafından kabul edilmeyecek.

Bu noktada gündeme şu soru geliyor: 23 Şubat yaklaşırken Washington ve Avrupalıların karşısındaki seçenekler nelerdir?

Geçen hafta Avrupalılar, İran’ı anlaşmayı ihlal etmeye devam ederse müzakerelere geri dönme fırsatını ‘baltalayacağı’ konusunda uyardılar. Ancak UAEA Başkanı Grossi, Viyana’daki ajansın İran temsilcisinin 17 Şubat’ta aktardığına göre bu tür bir durumdan kaçınmak ve kapıyı diplomasi karşısında açık bırakmak için gelecek cumartesi günü Tahran’a ziyarette bulunacak. Bununla birlikte İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani son tarih yaklaşırken katı tavrını sürdürmeye devam etti. Ruhani, ilk önce Washington’ın yaptırımları kaldırması ve nükleer anlaşmaya yeni bir madde eklenmesini reddetmesi gerektiğini yineledi.

Ruhani’nin bu ifadeleri, anlaşmaya varmak için müzakerelere girmeden önce yüksek olan gerilimi daha da yükseltti.

Kaynak: Şarkul Avsat